'CHP ve MHP koalisyonunun bu ülkede alternatif olmasına izin vermeyeceğiz'
Kenan Kırkaya - DİHA
Yaklaşık 3 yıldır Meclis'te bulunan sosyalist milletvekili Ufuk Uras, son günlerde CHP'de yaşanan yönetim değişikliği, Anayasa tartışmaları, AKP'nin Kürt sorununa yaklaşımını, solda birleşme ve BDP politikalarını DİHA'ya değerlendirdi.
* Yaklaşık 3 yıldır sosyalist bir milletvekili olarak parlamentoda faaliyet yürütüyorsunuz. Kürt hareketiyle ortak hareket ediyorsunuz, ama bazen özgün duruşunuz da oluyor. Geçirdiğiniz 3 yıllık dönemi nasıl tanımlıyorsunuz?
Doğrusu çok olumlu deneyimler edindim. Bizim tarihsel hedeflerimizden bir tanesi, tarihsel köprü oluşturmak, bu tarihsel buluşmayı sağlamak. Yani ne yapıp edip Kürt hareketi, emek hareketi ve sol hareketi ortak bir noktada buluşturmaktır. BDP'nin grup olarak mecliste varlığını sürdürmesi için verdiğimiz destekten onur duyuyoruz. Bu sadece şekilsel bir destek değil aynı zamanda ortak politikaları birlikte örmek ve giderek önümüzdeki süreçte mümkün olabilirse kademe kademe önce, ortak mücadeleyi giderek ortak bir hatta buluşturabilmek bizim hedefimiz. BDP olarak salt Kürt sorununa endekslenmiş bir siyasi hareket izlenimi var ki bunun doğru olmadığını meclis deneyiminden görüyoruz. Hemen hemen Türkiye'nin bütün meselelerine ilişkin BDP araştırma ve soru önergelerini veriyor. GDO'dan nükleer santrallere tuzla tersanesinden emek hareketinin bütün sorunlarına ilişkin bütün meselelerde bir tutum alıyor. Önümüzdeki dönemde Kürt hareketine karşı oluşturulan kutsal ittifaka karşı ne yapıp edip olabilecek en geniş zeminli bir ortak duruşu sağlamamız gerekiyor. Bu çerçevede anayasa tartışmalarına baktığımızda, BDP'nin tutumunun önemli olduğunu görüyoruz. Bir taraftan AKP ne yapıyorsa doğru yapıyor şeklinde bir liberal kanat, öte yandan Ergenekon cephesinin oluşturduğu rediyeci cephe ve bir taraftan BDP'nin 12 Eylül anayasasının değişikliğini isteyen ve bu konuda pozitif önerilerde bulunan - bunun için 3 dosya AKP'ye verildi- bu pozitif siyasetin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü BDP mecliste yapıcı bir siyaset izliyor. Bizim seçmen kitlemiz sadece belki BDP'li seçmenlerden oluşmuyordur, solun değişik renkleri de vardır, ama ne yapıp edip bunu ortaklaştırmak, yani Newroz'dan 1 Mayıs'a oradan 2 Temmuza temel meselelerle bu zemini yakalamak önümüzdeki süreçte hal etmemiz gereken en temel mesele gibi gözüküyor.
* Uzun süredir hem Kürt hareketinin hem de sol ve sosyalist hareketin gündeminde yer alan bir mesele bu ortaklaşma konusu, ama çok yol kat edilmediği gözüküyor. DBH oluşturuldu, peki, orada durum nedir?
Bunlar kıymetli arayışlar, önemli ama özellikle sosyalistler açısından temel problem bir toplumsal güç haline geldiğiniz zaman kurulacak yatay ilişkilerin de toplumda karşılığı olmuyor simgesel kalıyor. Türkiye solu ne yazık ki zayıf, güçlü ve etkin değil. Bizim bulunduğumuz özgürlükçü sol hareketin yeni sol hareketin oluşturduğu siyasi zeminde EDP olarak kendini ifade etti. EDP ve diğer sol yapılar ve BDP'nin mutlaka önümüzdeki süreçlerde bu ortak mücadeleyi oluşturması gerek. Kişisel olarak da var olan partilerin kendi varlıklarını koruyarak somut işbirliklerini sürdürmelerini ve hele bunu seçim öncesi dönemlerde yapmalarının kamuoyu nezdinde ikna edici olmadığını biliyoruz. Organik reel hakiki bir partide buluşmak bence toplumun ihtiyaçlarını karşılıyor. Hakikaten psikolojik sorunları bile aşamamış bir vaka ile karşı karşıyayız. Madem bütün bu yapıların yan yana gelmesinden mürekkep bir şey oluşmuyor, Türkiye solunun ve toplumsal muhalefetinin barış hareketinin ihtiyaçları doğrultusunda bu harmanlamayı yapabilmemiz gerekiyor. Bu anayasa değişikliğini de hem pakette ilişkin hem de paket dışındaki işte TMK, taş atan çocuklar, seçim yasası bu konularda AKP'nin atacağı olumlu adımı Kürt siyasi hareketi pozitif olarak değerlendirecektir. Halen bu fırsat var. 12 Eylül (referandum) tarihine kadar. BDP bu konuda yapabileceği her şeyi yaptı. Ama BDP'ye akıl veren biraz beyaz Türk mantığı ile BDP'yi eleştiren kesimler enerjilerinin bir bölümünü AKP'nin bu inadını kırmakta harcasalar çok daha yararlı olur diye düşünüyorum. Bunu yapmayıp, tam bir beyaz Türk tavrı ile hatta zaman zaman ihbarcılığa kaçan boyutta işte 'talimatla hareket ediyorlar' falan gibi açık ihbara yönelen boyutta tutum almaları üstelik bir kopuşu da, tamiri olamayacak yaraları da açıyor. Tabii başta bu tür tutumlar alan liberal aydınlar olmak üzere hiç birinin sırtında yumurta küfesi olmadığı için bu kadar rahat atıp tutabiliyorlar. Halbuki ciddi sorumluluğu olan BDP, bu konudaki müzakerelere çok önem veriyor. Siyasetin kendisi müzakere, anayasa görüşmeleri bir müzakere süreciydi. Bu tür eleştirileri eleştiriden çok psikolojik bir parçası BDP ve Kürt hareketini köşeye sıkıştırmaya yönelik bir hareketin bir parçası olarak görüyorum ve gayri ahlaki olduğunu düşünüyorum. Tabii ki siyasetin bunun değerlendirmesini ve hesabını yapacağız.
* Birlikte hareket etme konusunda handikaplar, sıkıntı ve sorunlar var, yol alınamıyor. Nihayetinde bu birlikteliği sağlayabilecek bir umut taşıyor musunuz?
Mesela 2011 yılında Türkiye genel seçime giderken yeniden bir ortak duruşun dışında herhangi bir alternatif olduğu kanaatinde değilim. Siyasi partilerin tek başlarına bayrak sallamaları anlam taşımıyor. CHP'nin kendi içerisindeki değişiklik yani Baykal'ın gitmesi ve Kılıçdaroğlu'nun gelmesi kamuoyunda bir beklenti yarattı. Ama aynı zamanda bir hayal kırıklığı da yarattı. Bizim açımızdan tezkereler ve sınır ötesi operasyonlarda ne yapılacağı hayati bir konudur. Kışanak da açıkladı, tezkere altında imzanız varsa millitarist politikaları desteklemedik ve kritiktir dedik. Hakikaten biz buna baktık. İkincisi vesayet rejimi konusunda nasıl bir tutum takınacağıdır. Ve o konuda da bir tutum alınmadı. Halbuki bu konularda tutum alınması bizim de tavrımızı değiştirir. Bir de vesayet rejimine bağlı olarak Ergenekon avukatlığı yapılmasıdır. Ergenekon avukatlığı bizim için BOTAŞ kuyuları ve JİTEM avukatlığıdır, cezaevinde bulunan 3 bin çocuğun tutuklanmasının savunulmasının avukatlığıdır. Yıkılan yakılan 3 bin köyün avukatlığıdır. Yani Fırat'ın doğusundaki Ergenekon operasyonlarının cinayetlerinin avukatlığı yapılarak solculuk yapılamaz. O yüzden toplumun ihtiyaçları doğrultusunda değil de medyanın ihtiyaçları doğrultusunda hareket eden bir solun şansı da yoktur. Yani medya çatlasa da patlasa da Türkiye'nin geleceğini Ergenekon solu değil, demokratik özgürlükçü sol belirleyecektir ve buda ancak barıştan yana bir tutum alırsa anlamlıdır. Şimdi bir de yoksulluk meselesine Kürt sorununu endekslemek, bir CHP alışkanlığı haline geldi. Yani kimlik meselesi yoktur bu yoksulluktur meselesi. Bunu anayasa tartışmalarında da sık sık söylediler ve bende sık sık anlasınlar diye tane tane Kürt sorunu kimlik meselelerinin mide merkezi bir açıklama ile izah etmenin ne kadar aşağılatıcı olduğunu ifade ettim. Dünya örneklerine de baktığımızda İspanya'sından Kanada'sına kadar nereye bakarsanız bakın, kimlik meselesi ile yoksulluk meselesinin bir ilgisi yok. Hatta oranın gelişmiş bölgeleri. Üstelik Kürt kimliği yada Alevilik kimliği nedeniyle insanların yoksullaştırıldığı ortada. Bu aslında inkarcılın bir başka tezahürü. CHP zaten bu politikaları savunuyordu, şimdiki genel başkanın yani bıyıksız bir genel başkandan bıyıklı bir genel başkana aynı politikaları savunmak beklentileri hızla hayal kırıklığına yol açabiliyor.
* Kongreyi izledik, 'CHP gelecek sorunlar çözülecek' tarzında bir hava yaratılmış durumda. Oysa siz de ifade ettiniz bir farklılık göremiyoruz. Bu havanın yaratılmasının nedeni nedir?
CHP'de Kemal Derviş operasyonu yapanlar yani Kemal Derviş'i CHP'ye eklemleyenler bugün de kaset ve Kılıçdaroğlu operasyonunu dönemin ihtiyaçları değiştiği için gerçekleştirdiler. Fakat Kemal Derviş dönemi CHP'si ile bugünün CHP'si ve ihtiyaçları farklı olduğu için... Kılıçdaroğlu, ekibine baktığınızda hemen hemen hepsinin Baykal'ın günahlarına ortak olduklarını görüyorsunuz. Tabi yani 'giden ağan gelen paşam' siyaseti devam ediyor. Bizim açımızdan önemli olan herhangi bir ön yargıya bağlı olmaksızın hakikatten solun büyümesini istiyorsanız gelin o zaman 'savaşa, millitarizme karşı çıkın, Ergenekon'a tutum alın' demekten geçiyor. Mesela Kılıçdaroğlu'nun tek önemli cümlesi yüzde 10 barajının indirilmesi miydi? Hemen gelin BDP grubu hazır zaten defalarca bunu teklif etti bununla ilgili birlikte ortak kanun teklifleri verelim. Bu yoksulluk meselesinde de alınan tutumun çok gerçekçi olduğu kanısında değilim. 'Yoksulluğu ve işsizliği nasıl çözeceksiniz?' dendiğinde de aile sigortası denildi. Burada zaten vizyon problemi var. Bütün bu yapacağız dedikleri şeyler mesela Yunanistan'da Avrupa'da denendi. Ama küresel kriz tamamıyla bu sosyal damping politikalarını iflas ettirdi. Bütün oradaki gelişmeleri bilmeksizin orada iflas eden politikaları burada çözüm olarak varsaymak doğru değil. Bir de işsizlik ve yoksulluğa karşı olmak sizi solcu yapmaz. Mesela Nazi Almanya'sı işsizlik ve yoksulluğu çözdüğü için Hitleri iktidara getirdi. Ama nasıl çözdü. Millitarizmle çözdü yani savaş politikasıyla işsizliği en aza indirerek Alman işçi sınıfının desteğini alarak iktidara geldi. Dolayısıyla işsizliği ve yoksulluğa karşı çözüm politikalarını mesela askeri Kaizenci politikalarda gören bir yaklaşımın sol bir yaklaşım olarak görülmesi mümkün değil. Bütün bu eleştirileri kamuoyunda açıkça yapacağız karar kamuoyunun. Başka partilerinin iç işlerine karışacak halimiz yok. Ama denenmiş ve çözüm olmayan politikaları çözüm olarak sunmak mümkün değil. Bizim için kritik olan ekonomi de siyasette de, uluslararası ilişkilerde de millitarizme karşı nasıl tutum alınacağıdır. Ötesi bence medya balonudur o balonlar patladığı zaman kimin üzerine patlayacağını hepimiz görürüz.
* CHP sürpriz yapıp değişim yapabilir mi?
Bunun yapılabilme olanağının bu kadrolarda olabileceği kanaatinde değilim. Bu kadroların sabah akşam Habur meselesini bir eleştiri olarak gündeme getirdiklerini gördük. CHP'nin harikiri yapması, yani devlet partisinden toplum partisi haline gelmesi çok kolay değil. Bu kadrolar şimdiye kadar Baykal'ın etrafındaki kadrolar. Görünen o ki Kürt sorununun adını bile telaffuz etmeyen bir siyasi irade bugün, sınır ötesi operasyonlar varken böyle bir şey yokmuş gibi davranan bir siyasi iradeden medet ummak bana gerçekçi gelmiyor. Savaşa karşı tutum almak ahlaklı olmanın bir mihengi noktasıdır. Bugün sınır ötesi operasyona karşı çıkmadan solculuğu bir yana bırakın barıştan yana olmak, insandan yana olmak, ahlaklı bir dünyadan yana olmak mümkün mü? Türkiye'de tartıştığımız konular batı ülkesinde böyle tartışılmaz. Mesela batıda diyelim Almanya'da hem Bismarkçı hem de solcu olamazsınız, ama Türkiye'de insanlar hem Bismarkçı yani devletçi hem de solcu olabiliyor. Hem operasyonlardan, Ergenekon'dan, vesayetçi yapıdan yana, hem de solcu olma nasıl bir şey acaba? Bu beni aşıyor. Kürt sorunu bütün bu özgünlük adı altında aslında rejim payandalarını deşifre ediyor. Kürt sorunu konusunda açık bir tutum almadığımız taktirde söylenen her şey bir balondan ibarettir. Bu konuda açık tutum alınamıyor. Bunun nedeni de belki bu devlet partisi olmanın getirdiği refleksten kurtulamamaktı. Biz Kılıçdaroğlu'na da asimilasyoncu, kendi kimliğini inkar eden bir politika değil, herkesin kendi kimliği ile yaşadığı demokratik ve sosyal bir Türkiye cumhuriyeti projesinden yana olmalarını isteriz. Böyle bir durumda her attıkları adımda destekleriz. Ama halka ve barışa ihanet adımlarını da eleştiririz.
* CHP 'devletin asıl sahibi biziz' savıyla hareket ediyor. Acaba 'bu devlet bize rağmen devlet değişiyor, biz değiştirelim' gibi bir düşüncesi olabilir mi?
Cumhuriyetin en temel kurumu Meclis değil mi? O zaman gelin bu mecliste katılımın bütün kanallarını açalım, yani cumhuriyeti demokratikleştirelim. 'Bu devlet bu rejim bizden sorulur, biz ev sahibiyiz siz de mütemümcüsünüz' dememin kendisi bile demokratik değil. Zaten bu anayasa tartışmalarında bunu fark ettim. Bu tartışmalarda, kendilerinden farklı olan yaklaşımları politik olarak eleştirmek yerine tamamen yalan ve hakaret içeren bir kampanya. Aslında çoğulcu ve demokratik bir kültürü içselleştirmemekle ilgili. Çıkıp biz yapıcı eleştirilerde ve önerilerde bulunduğumuzda Kılıçdaroğlu da dahil olmak üzere bir dizi insan tamamıyla iftiraya dayalı iddialarda bulundular. Bu aslında çoğulcu bir politik kültürü ne denli benimsediklerini gösteriyor. Genleri buna uygun değillermiş gibi gözüküyor. Allahtan ve insandan umut kesilmez umarım bu politikalarla bir yere varılamayacağını görürler. Benim kişisel kanaatin bir neo-Ergenekon koalisyonu için düğmeye basılmış durumda. Biz asla ve asla bir CHP ve MHP koalisyonunu bu ülkede alternatif olmasına izin vermeyiz. AKP alternatifi AKP'yi soldan eleştiren demokratik özgürlükçü ve barışçıl bir alternatif olabilir.
* AKP'ye gelirsek, orada da açılım denildi, çözüm denildi, ama gelinen aşama eskisinde de daha geri. AKP'nin konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP'nin bütün milletvekilleri BDP'yi siyasi rakip olarak görüyor. Yerel seçimin travmasını üstlerinden atamadılar. Şu KCK operasyonlarına bakın. En son Diyarbakır'da ekonomi kurultayı yapıldığında o kurultaya katılan bütün belediye başkanları gözaltına alındılar. Ve dediler ki 'KCK PKK'nin sivil kanadıdır'. Bu iddia ama varsayalım ki öyle. Biz siyasetin sivilleşmesini dağdakinin ovaya inmesini aktif siyaset yapmasını savunmuyor musunuz? Dağdakini dağda diye eleştiriyorsun, ovaya ineni eleştiriyorsun, meşru zeminde siyaset yapma zemini bırakmıyorsun. Bu kabul edilemezdir. AKP kelepçili siyasetle BDP'nin bütün makul önerilerine sırtını dönmekle, bir tür 2011 seçimlerine kendine göre tahkimat yapmak istiyor. Ama BDP'ye yaklaşarak ve taleplerini kabul ederek milliyetçi tabanın bir bölümünün oylarını kaybedeceğini zannediyor ve bu kadar pragmatik hesapla BDP'ye karşı mesafeli duruyor. AKP BDP'nin önerilerini kabul etseydi,BDP olarak her türlü katkıyı sunmaya hazırdık. Ama bunu dar siyasi hesapla yapıyor, küçük hesaptan büyük umutlar çıkmaz. Bölge insanının AKP'nin bu ikili politikasını iyi analiz ettiğini düşünüyorum.
* Size bu konuda yapılan eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizi en çok parti kapatmalara ilişkin maddeye destek vermediğimiz için eleştirdiler, ama şimdiye kadar bütün partiler 68. Maddeden kapatıldı. Meclise gelen madde 69. Madde. Ama anayasa paketiyle ilgili bütün önerileri reddettiler. Kamuoyunda bu konuda atıp tutan bir dizi insan bu eleştirilerin farkında bile değil. 69. Madde düştü faturası bize çıktı. O zaman buyurun partilerin kapatılmasını istiyorsanız 69 maddeyi getirin onu değiştirelim. Ama BDP'ye yönelik öylesine kutsal bir ittifak var ki daha önce kapatılan 5 partinin kapatılmasında müttefik olan partiler bugün bu konu yeniden gündeme gelse yine ittifak oluşturacaklar. 'Bu değişikliği yapalım' deyince kapı duvar oluyorlar o zaman bu bir taktik savaş ve karşıdakini siyaset dışı bırakma taktiğinin parçası haline geldi. AKP'yi destekleyen aydınlarla ilgili de böyle bir sorunumuz var. Ya biz derdimizi anlatamıyoruz yada bizi anlamıyorlar. AKP'nin şöyle bir akıllı politikası var. Herkesin fikrini alıyor sonra bildiğini okuyor. Önümüzdeki süreçte halen imkan var. BDP'nin önerileri doğrultusunda AKP tutum alırsa biz tutumuzu değiştiririz. Bundan sonra top AKP'de yoksa biz asla hayırcı cephenin parçası olmayacağımızı söyledik. Hayırcı cephede yer almamak evetçi cephede yer almak anlamına gelmiyor.
* Boykot kararı nasıl yankı bulur? Anayasa mahkemesinin kararına göre erken seçim ihtimali var mı?
Bu tür referandumlarda evet hayır diye insanları kutuplaştırırlar, bu yüzden boykot kararının ne derece yaygınlaşacağını kestiremiyorum. Ama kesin karar vermek için anayasa mahkemesinin kararını beklemek daha doğru olacaktır. Anayasa mahkemesi 2 maddeyi iptal ederse zaten CHP'nin desteği ile diğer maddeler kabul edilecek. Bu durumda erken seçim ihtimalinin olduğunu sanmıyorum. AKP şimdi yaratılan Kılıçdaroğlu havasıyla da seçime gitmek istemeyecektir. CHP'nin kendi iç kavgalarını bekleyecektir.
* Mağduriyet siyaseti yeniden bir seçim taktiği olabilir mi?
Seçmen artık bunu ne kadar yutar bilemiyorum. Ama iktidar ve muhalefet açısında da garip bir mağduriyet siyaseti sürüyor. Siz asgari ücretin karşılığı olan bir fiyatta gömlek alacaksınız ondan sonra villalı havuzlarda oturmayacağım diyeceksiniz. Ertesi gün herhalde 500 TL'lik gömlekte giyemeyeceğiz diyeceksiniz. Ortadoğu eksenli önemli gelişmeler oluyor. Uluslararası düzeyde önemli gelişmeler oluyor. Buna göre bir harmanlar oluyor Türkiye'de. Kendi başına ve ayakları üzerine duran yegane hareket Kürt hareketi. Türkiye'deki siyasi güçler tamamıyla uluslararası çalkalanma ve dalgalanmalara tabii olmuş durumdalar. Eskiden Türkiye siyasetinin sık kullandığı bir laf vardı. Komprador siyaset diye. Hakikaten bir komprador siyaseti hakim. Kürt siyaseti Ortadoğu'da kendi ayakları üzerinde duran bir hareket, bu açıdan çok önemli. O yüzden abdestinden şüphe duymadan bildiği doğrultuda hareket etmesi ve doğal müttefiki olan solun bütün renkleriyle ortaklaşmayı yakalaması gerekiyor. Solun da biraz arazi çalışma yapması gerekiyor. Daha dün Royso Vakfı kapandı yaşatamadık. Ama çok laf, hamaset ve atalet ilişkisi var. BDP olarak yerel seçimlerde önemli başarılar elde ettik ama koca İstanbul'da kazanılmış bir beldemiz bile yok. Çok çalışmamız ve kendi benzemezlerimize ulaşmamız lazım. Delirdik mi nedir kendi kendimize konuşuyoruz.
* Son dönemlerde artan çatışmaları biliyorsunuz? Operasyonlar, ölümler arttı? Gidişat nereye doğru?
Ne yazık ki bu bir bilek güreşine döndü. Bizim siyaseten sorunları çözmemiz lazım. Kürt hareketi de defalarca barıştan yana olduğunu ifade ediyor. Bunu artık soyut temenniler olmaktan çıkarıp somut bir yol haritasına dönüştürmemiz lazım.BDP'nin önemli bir işlevi var, ama AKP bir diyalog ortamı bile aramıyor. Bunlar son fırsatlar 2010 yılını iyi değerlendirmemiz lazım. AKP'nin mutlaka BDP ile ilişki ve diyalog kurması gerekiyor. Bir arada eşit koşullar içinde bir arada yaşamı savunmalıyız.
* Öcalan ཛ Mayıs'a kadar adım atılmaza aradan çekilirim' dedi?
Aslında milletvekillerinin İmralı'ya gidip bu konuda bir diyalog, görüşme, bilgi alış verişinde bulunma imkanı var. Yasal olarak bir problem yok. Mayıs ayının son günlerinde böylesi bir akil insanların bu süreçte inisiyatifi arttırarak bu fikri alış verişi gerçekleştirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Herkesin enerjisini buraya sarf etmesi gerekiyor. Ne yapıp edip dumanlı ortamdan fırsat bulacak kesimlerin oyunlarını bozmamız gerekiyor. Meclisten ve dışından akil insanların bu tür görüşme süreçlerine katılıp inisiyatif alması gerekiyor. İstenirse bu konuda inisiyatif alınabilir. Zaman daralıyor.
* Öcalan'la görüşme konusunu yetkililerle paylaştınız mı?
Evet paylaştım ve olabileceği kanaatini taşıyorum. Bu konuyu içişleri ve adalet bakanları ile paylaştım ve somut adımlar atılabileceğini düşünüyorum. Böyle bir heyetin oluşmasının ve bu görüşmenin ufuk açıcı ve süreci rahatlatıcı bir etkisi olabileceğini düşünüyorum. Değişik partilerden milletvekilleri de bu heyet içinde yer alabilir. Sorunları diyalog içinde çözeceksek İmralı dahil herkesi katmak önemli. Herkes kendi odasında ve kendi kendine konuşuyor. O zaman gelin bunun müzakerelerini yapalım. Buna tepki gösterenler de kendi önerilerini sunsun. Bunu değerlendirebilirsek somut adımlar atılabileceği kanaatindeyim.